Yüz Germe (Facelift) Demode mi Oluyor?

Yüz gerdirme

Yüz vücudun en görünen kısmıdır ve bu nedenle güzellik ve estetikte en dikkati çeken bölgedir. Ayrıca genç ve yaşlının ayırımında kullanılan en güvenilir göstergelerden biridir. Yaşlanmanın ilk belirtileri yüzde görülür. Yaşlanmak kaçınılmaz olsa da yaşlı görünmek genel olarak arzulanan bir durum değildir. Özellikle iş dünyasında ayni becerilere sahip insanlar arasında genç görünenler daima tercih edilirler. İnsanlar bunu çok eskilerden beri çok iyi bildiklerinden ileri yaşlara  geldiklerinde kendilerini genç göstermenin yollarını sürekli aramışlardır. İlk çere arayışları cerrahi işlemler ile başlamıştır.

Yüz gerdirme ameliyatı

Yaşlanan yüzdeki sarkma ve kırışıklıkları düzeltmek için deriyi ameliyat ile arkaya doğru germek ilk akla gelen cerrahi işlem olmuştur. Yüz germe ve burun ameliyatı en eski estetik ameliyatlar arasındadırlar. Vücudun en görünen bölgeleri olduğu için bunu doğal karşılamak gerekir. Yaşlanan yüzdeki kırışıklık ve sarkmaların gerilerek düzeltilmesi anlamında kullanılır.

Yüz germe nasıl yapılır?

Yüz germe yani facelift ameliyatı yüzdeki kırışıklıkları ve sarkmaları gidermek ve yüz derisini daha gergin hale getirmek amacı ile geliştirilmiştir. Belli bir yaştan sonra yanaklarımızın, kaz ayağı dediğimiz göz kenarlarının ve ağız kenarlarının sarkmaya başlaması herkesin farkında olduğu bir durumdur. Orta ve ileri yaştaki kişiler ayna karşısında yanaklarını arkaya doğru çektirerek gerdirdiklerinde yüzlerinin daha genç durduğunun farkındadırlar. Plastik cerrahlar başlangıçta yalnızca bu talebi gidererek yani yanak derisini kulağa doğru gerdirerek yüzde bir güzelleşme sağlamaya başlamışlardır. Yüz germe ameliyatlarında deri yapışık olduğu yüz dokularından kesilerek kaldırılır ve bu şekilde geriye çekilir. Fazla kısımları tesbit edilerek kesilip çıkartılır ve kalan kısmı dikilerek yüzde gerginleşme sağlanır. Ama bu işler kesme ve dikiş atma gerektirdiğinden bir iz bırakır. Bu izin farkedilmemesi için kulağın hemen önünde ve arkasında olmasına özen gösterilir. Eğer güzel dikilirse yüz germe ameliyatının izleri farkedilmeyecek kadar ince ve belirsiz olur. Başlangıçta yalnız yüz derisi üzeride uygulanan  bu ameliyatlar yaşlanmanın neden olduğu değişiklikler daha iyi öğrenildikçe değişikliklere uğramıştır.

Yüz nasıl yaşlanıyor?

Yaşlanmanın her organdaki etkisi farklı olmaktadır. Yüz deri dışında kemiklere kadar uzanan çeşitli farklı dokulardan oluşmuştur ve her yapının gösterdiği değişiklik diğerinden başkadır. Bu değişikliklere göre uygulanan işlemleri kısaca gözden geçirelim:

Derinin sarkma yönü

Zaman ilerledikçe yaşlanma sırasında derinin öne doğru değil de aşağa doğru sarktığı farkedildi. Bu nedenle daha ileri tarihlerde yüz germe ameliyatlarında kesilen ve altından serbestleştirilen deri arkaya doğru değil de yukarı doğru çekilerek kesilmeye başlandı. Bu değişiklik özellikle çene köşesindeki sarkmaları daha etkili olarak düzeltmeye başladı.

Deri altındaki dokuların sarkması

Yalnızca deri germe ile yapılan ameliyatlarda dikiş hattında gerginlik olması istenmese de bazı durumlarda izlerin genişlemesine yol açıyordu ve bir süre sonra gerilen derinin tekrar sarkması sık olarak gözleniyordu. Aslında yaş ilerledikçe yalnız deri değil deri altındaki yağ, adaleler ve diğer yumuşak dokular da sarkıyordu. Yalnız derinin çekilmesi bu dokulardaki sarkmayı önlemiyordu. Bu nedenle deri altındaki dokuların da ayrıca gerilmesi gerektiği kavrandı. Bu şekilde yüzün derinindeki kılıf (SMAS adı verilir) ile veya kemiğin üzerinden dokuların serbestleştirilerek gerilmesine yönelik ameliyatlar yapılmaya başlandı. Bunlara SMAS lift veya periost (kemiğin üzerindeki kılıf) altı lift (subperiosteal lift) adı verildi. Derin dokular gerildikten sonra deri fazlalığı çok daha az bir gerginlikte çıkartıldığından deri gevşek olarak dikilebiliyor ve bu nedenle izler çok daha belirsiz oluyordu. Ayrıca ameliyatın etkisi de daha uzun süreli oluyordu.

Yaşlı yüzlerde hacim (volüm) kaybı

Yapılan çalışmalar yaşlandıkça yüzün hacminin azaldığını gösterdi. Nasıl bir balon söndükçe pörsümeye başlar, üzeri kırışır ve buruşur ise volümü azalan yüz bölgesinde deri ve diğer kısımlarda sarkmalar ortaya çıkar. Bu gerçek yüz gençleştirmenin prensibinde önemli bir değişikliğe yol açtı. Nasıl sönen bir balon tekrar şişirildiğinde gerginleşiyor ise yaşlı yüzü de gençleştirmek için tekrar doldurmak gerekmektedir. Araştırmacılar bu işlem için yapay dolgu maddeleri geliştirirken plastik cerrahlar bu işin kişinin kendi yağı ile çok daha sağlıklı yapılabildiğini buldular ve uygulamaya koydular.

Deride ince kırışıklıklar

Yüz germe ameliyatlarının başlamasından itibaren deri germenin ince kırışıklıkların giderilmesinde yeterli olmadığı anlaşıldı. Yüz derisini soymanın ince kırışıklıkları düzelttiği farkedildi ve peeling denilen soyma işlemi düzenli olarak günümüze kadar kullanıldı. Bu soyma kimyasal ajanlar, lazerler veya mekanik aletler ile yapılmaktadır.

Günümüzde yüz gerdirme nasıl yapılır?

Artık eskisine göre klasik yüz germe ameliyatları eskiye göre çok daha az yapılmaktadır. Çünkü daha az kesi yapılarak ve daha az iz bırakılarak etkili sonuçlar alınabilmektedir. Modern teknikleri gözden geçirelim:

Deri sıkılaştırma

Yani çıkan mikrodalga, radyofrekans ve lazer cihazları artık yüz derisini yakmadan deri altındaki kollajen denilen bağları gererek deride belirgin sıkılaşma sağlamaktadırlar. Halk arasında bu tedavilere derinin ütülenmesi de denilmektedir. Bu konuda çok sayıda tıbbi cihaz mevcuttur. Biz kliniğimizde şu an mevcut en gelişmiş cihaz olan Fraxel Dual lazerini kullanmaktayız. Bir veya iki seansta deride belirgin gerginlik ve yenilenme sağlanabilmektedir.

Peeling (soyma)

Mekanik traşlama (abrazyon)

Gelişmiş aletler ile derinin üst tabakalarının traşlanması mümkün olmaktadır. Birkaç seans gerektirmesine rağmen iyileşmeleri kolay olduğundan tercih edilmektedir.

Kimyasal traşlama (kimyasal peeling)

Yeni formüller ile hazırlanan merhemler yüz derisini yavaş yavaş yara oluşturmadan soyarak yararlı etkiler yapmaktadır.

Yüz hacmini yeniden sağlama

Dolgu

  • Bunu en güvenli ve uzun ömürlü olarak kişinin kendisinden alınan yağ dokusu ile yapmaktayız. Yağ enjeksiyonu (fat injection) veya mikro yağ enjeksiyonu (microfat injection) teknikleri o kadar etkili olmaktadır ki pek çok kişide ilave ameliyat yapmaya gerek duyulmamaktadır.
  • Volüm eksikliğini tamamlamak için kullanılan diğer bir yöntem ise yapay dolguların enjekte edilmesidir. Ameliyatsız bir yöntem olduğu için birçok kişi bunu tercih etse de kalıcı olmaması bir dezavantaj oluşturmaktadır. Ayrıca piyasada mevcut ürünlerin hangilerinin güvenli olduğunu tesbit etmek oldukça güçtür.

Ameliyatsız iple yüz gerdirme

Kesi yapılması ve bunun dikilmesi hem kişileri korkutmakta hem de belli bir süre yara bakımı gerektirmektedir. Buna karşılık derinin kezi yapılmadan yalnızca iple asılarak gerilmesi mümkündür. Yaklaşık 15 yıldan uzun bir süredir kliniğimizde deriye kesi yapmadan yalnızca iğne deliklerinden girerek ve ameliyat iplikleri ile derinin altından germe ve asma işlemleri uygulamaktayız. Böylece kaş, yanak, boyun ve çene köşeleri gibi sarkık bölgeleri görünen bir iz bırakmadan lokal anestezi altında düzeltebilmekteyiz. Her ne kadar bu iplikle askılama işlemleri belli bir süre sonra etkisini kaybetmekte ise de tekniğin ilerlemesi ile bu süreyi 5 yıla kadar uzatabildik. Pek çok yüz germe ameliyatının etkisinin de birkaç yılla sınırlı olabildiğini hatırlatmakta yarar vardır.

Özet

Günümüzde klasik yüz germe ameliyatı giderek daha seyrek yapılmaktadır. Bunun yerine Fraxel ile deri sıkılaştırma, yağ dolgusu ve iplikle askılama teknikleri sıklıkla yapılmaktadır. Sonuçlar ise oldukça yüz güldürücüdür.

 

Derinin ameliyatsız sıkılaştırılması

Son yıllarda ışık ve elektro magnetik dalgalar kullanılarak deride görünen bir yara oluşturmadan tazelenme, sıkılaştırma ve canlı görünüm sağlanabilmektedir. Güzellik merkezimizde kullandığımız Fraxel cihazı ile derideki bir lekenin tedavisini sizlerle paylaşıyoruz.

Burun Estetiğinin Korkulu Rüyası: Tampon

Estetik burun ameliyatları eskisi kadar olmasa bile hala sık yapılan estetik ameliyatlar arasındadır. Ancak ameliyat sonrası iyileşme döneminin göreceli olarak uzun olması ve ağrılı olup olmadığının iyi anlaşılamaması adaylar arasında tereddütler yaratmaktadır.

15-20 yıl önce yapılan estetik burunlarda ameliyat sonrası burun deliklerine tampon konulması nerede ise rutin bir uygulama idi. Bunun birkaç nedeni vardı: Ameliyat sonrası olası burun kanamasını önlemek, eğer burun orta direği (septum) ile oynanmış ise bunun ortada düzgün durmasını sağlamak, kırılan burun kemiklerinin gereğinden fazla ortaya ilerlemesine mani olmak, burun içinde yapışıklıkları önlemek bunlardan bir kaçı idi. Burun içine konulan tamponlar en az 3 gün tutulurdu. Bu süre içinde hasta burundan nefes alamadığı için çok sıkıntı çekerdi. Ayrıca tamponların çekileceği sırada tampon ile burun dokuları arasında yapışıklıklar olduğu için çıkarma işlemi ağrılı ve hatta kanamalı olabilirdi. Burun deliğinden uzun bir şeridin çekilerek çıkartılması görsel olarak hastada uzun süre unutmayacağı psikolojik bir stres olarak hafızasına kaydedilirdi. Özellikle tampon çıkartılma olayını hastaların çevreye biraz da abartarak anlatmaları bir tampon korkusunun efsaneleşmesine yol açmıştır.

Bize estetik burun ameliyatı için başvuran hastaların en çok sorduğu soru buruna tampon konulup konulmayacağıdır. Bunun nedeni daha önce ameliyat olan arkadaşlarından öğrendikleri tampon çekilmesi sırasındaki ağrı korkusudur. Biz “hayır tampon koymayacağız” dediğimizde önce inanmak istememekte sonra da çok rahatlamaktadırlar.

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi modern burun estetiği (rhinoplasty) ameliyatlarında artık burun tamponu kullanmaya gerek kalmamıştır. Bunun nedenlerini söyle sayabiliriz: Ameliyatlarda yalnız değiştirilmesi planlanan bölgelere ulaşacak kadar bir kesi yapılmakta ve normal burun dokularına hiç dokunulmamaktadır. Gereksiz hiçbir doku çıkartılmamaktadır. Bu nedenle toplam yaralanmış bölge sınırlı kalmakta ve ameliyat sonrası kanama riski nerede ise yok denecek kadar az olmaktadır. Burunda eğriliğe yol açan orta direk yani septum olabilecek en küçük manevralar ile düzeltilmekte ve yapısı mümkün olduğu kadar korunmaktadır. Septum ile ciddi düzeyde oynanmış ise iki tarafına silikondan yapılmış son derece yumuşak ve tahriş yapmayan bir veya iki mm kalınlığında plaklar yerleştirilmektedir. Bu silikon plaklar baskı ve tahriş yapmadıkları için yerleştirildikleri yerde haftalarda hiç sıkıntı yaratmadan kalabilmektedir. Çok ince oldukları için burun deliği daralmamaktadır. Nefes almada hiç zorluğa yol açmadıkları gibi burun temizliğinin yapılmasına engel de olmamaktadırlar. Burun perdesinin (septum) kenarlarını kapattıkları için burun içi yapışıklıklara engel olmaktadırlar. Hasta burnunda silikon bir plağın varlığını hissetmediği gibi çıkarılırken de hiç bir acı duymamaktadır.

Ayrıca bu silikon plakların burunda ciddi eğriliği olan sınırlı sayıda hastada kullanıldığına da vurgu yapmakta yarar vardır. Estetik burun ameliyatı geçiren hastalarımızın büyük çoğunluğunda ameliyat sonrası burun deliklerini açık bırakmakta ve içeriye hiçbir şey koymamaktayız.

Özetleyecek olursan burun estetiği düşünen ve burun tamponundan korkan hastalarımıza iyi haberlerimiz var. Genel olarak estetik burun ameliyatı sonrası burun deliklerini açık bırakıyoruz. İhtiyaç duyan sınırlı sayıda hastada ise burun içine yumuşak silikon plakalar yerleştiriyoruz. Hasta bu plakaların varlığını hissetmediği gibi çıkartılırken de hiçbir acı duymamaktadır.

Günümüzde rhinoplasti ameliyatları ve sonrası artık ağrısız diyebileceğimiz kadar rahat geçmektedir.

Silikon plakaların ne olduğunu ve nasıl çıkartıldıklarını izlemek isterseniz bu videoyu tıklayabilirsiniz: (Video izle)

Yüze yağ dolgusu

Çeşitli dolgu maddelerinin (Restylane, Juvaderm vs.) yüzde dolgu olarak kulanımı oldukça iyi bilinmektedir. Ancak kişinin kendi yağ dokusunun yüz dolgusu olarak kullanılması pek bilinmemektedir. Bu mükemmel dolgu maddesi ile ilgili bilgi edinin:

Dolgu Yüz Germe Yerine Geçer mi?

Yüzdeki kırışıklık ve deri altındaki bazı boşlukları düzeltmek için dolgu kullanılması fikri çok eskidir. Bu amaçla kullanılmak üzere FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Yönetimi) tarafından izin verilen ilk madde ZYDERM’dir. 1981 de piyasaya sürülen bu maddeyi 1985 te ZYPLAST ve 1988 de FIBREL isimli maddeler izlemiştir. Bu maddelerin hepsi kollajen içermektedir ve enjekte edilebilir bir yapıdadırlar. Ancak bu kollajen sığır derisinden üretildiğinden bazı bünyelerde ciddi allerjilere yol açabilmekte idi.

Daha sonraki yıllarda insan vücudunda bulunan hiyalüronik asid (Hyaluronic Acid) içeren maddeler üretilmeye başlandı. İlk piyasaya sürüleni 2003 yılında onay alan Restylane’isimli maddedir. Enjekte edilebilen ve jöle kıvamında olan bu madde allerji ve vücudun kabul etmesi yönünden sığır kollajeninden çok daha güvenli idi ve yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Daha sonra Poly-L-Lactic Acid (PLLA) isimli yeni bir ürün bulundu ve 2004 yılında onay alarak SCULPTRA ticari adı ile satılmaya başladı.

Takip eden yıllarda pek çok yeni ürün değişik isimler altında piyasada görünmeye başladı ve günümüzde FDA onayı olan ve olmayan çok sayıda dolgu maddesi dünyanın her tarafında üretilmekte ve satılmaktadır.

Yukarıda saydığımız bütün dolgu maddeleri enjekte edildikleri bölgede zaman içinde vücut tarafından tamamen eritilip yok edilmektedirler. Bunun hem iyi hem de kötü tarafları vardır. İyi tarafı istenmeyen bir etki yaptıklarında eridikleri için bu istenmeyen etki de zamanla azalıp kaybolmaktadır. Kötü tarafı ise belli aralıklarlar sürekli olarak tekrar uygulanmaları gereğidir. Tüm çalışmalara karşın geçici dolgu maddelerinin ömrü genel olarak bir yıldan daha az olmaktadır. Hatta tekrarlayan enjeksiyonlardan sonra kalıcılık süresi daha da kısalmaktadır.

Günümüzde piyasada erimeyen kalıcı dolgular da satılmaktadır. Örnek olarak polymethylmethacrylate küreleri, kollajen ve lokal anestetik içeren ARTEFILL isimli maddeyi verebiliriz. 2006 yılında onay almasına karşın çok yaygınlaşamamıştır. Bunun en önemli nedeni bu maddelerin enjeksiyonundan sonra eğer istenmeyen bir durum veya görünüm ortaya çıkar ise bu maddelerin temizlenmesinin çok güç hatta imkansız oluşudur. Özellikle iltahap yaptıkları zaman uzun süren akıntılara ve sonuçta istenmeyen izlere neden olabilmektedirler.

Bütün bu teknik bilgilerden sonra dolgu maddelerinin neden ortaya çıktığını inceleyelim. Yaşlılıkta özellikle deride kırışıklık, çöküntüler ve sarkmaların olduğunu herkes bilmektedir. Uzun yıllar yüzdeki kırışıklıkları gidermenin en yaygın yolu yüz germe yani derinin gerilmesi ameliyatları olmuştur. Yüz germe ameliyatları uzun süren masraflı ve az da olsa komplikasyon yani istenmeyen sonuçları olan ameliyatlardır. Sarkmalarda çok iyi sonuç vermesine karşın bazı kırışıklıkların ve çöküntülerin düzeltilmesinde yetersiz kalabilmekte idiler. Oysa dolgu maddeleri enjektör ile çekilip verilmeye hazır jöle kıvamında maddelerdir. Uygulanmaları için özel bir ameliyathane gerekmez. Herhangi bir muayene koltuğu veya masasında ek bir işlem gerektirmeden enjekte edilebilir ve akabinde hasta yürüyerek işine gidebilir. Enjektörlerin iğneleri çok ince olduklarından genellikle ağrısız olarak yapılabilirler ve usta ellerde yapıldıkları yerde kanama veya morluğa neden olmazlar. Derinin en alt tabakasına yapıldıklarında deride bir şişme yaparlar ve bu da kırışıklıkların gerilerek kaybolması veya azalmasına neden olur. Ayrıca dudak bölgesine dolgunluk sağlamak için de yapılabilirler.

Dolgu maddelerinin bu kırışıklık azaltıcı etkileri yüz germe ameliyatlarını nasıl etkiledi? Özellikle alt gözkapağı estetiğinde yanaktaki yağların erimesi ve aşağı sarkması gözkapaklarını yaşlı göstermektedir. Oysa yanakların doldurulması göz kapaklarını daha çukurda bırakmakta ve torbalı görünüm dolaylı olarak ortadan kalkmaktadır. Gözkapaklarına dolgu yapılması bir ameliyattan çok daha kolaydır. Ancak şunu da unutmamak gerekir: İleri derecede sarkmaları olan bir yüzde dolgu maddeleri gevşemiş ve sarkmış bir deriyi gergin bir hale getiremez. Bunun için mutlaka derinin fazla kısımlarının kesilerek alınması lazımdır ve bu da ancak yüz veya gözkapağı germe ameliyatları ile yapılabilir.

Günümüzde biz Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahlar artık dolgu ve germe ameliyatlarını birleştirerek daha küçük kesi ve izler bırakarak yüz ve gözkapağı güzelliğini sağlayabilmekteyiz. Dolgu maddesi olarak da kişinin kendi yağının kullanılması giderek daha popüler olmaktadır. Dolguların küçük şişelerde çok küçük miktarlarda satılmasına karşın genellikle en zayıf kişilerde bile yüze yetecek kadar yağ bulunabilmektedir. Genel inanışın aksine iyi ellerde yapıldığı takdirde yağ dolguları kalıcı olmaktadır ve yan etkileri diğer bütün ticari dolgulardan daha azdır.

Prof. Dr. Ege Özgentaş arasıra hiyalüronik asid dolgusu kullanmasına karşın hastalarında genel olarak yağ dolgusunu tercih etmektedir.

Burun Estetiği Güncelleniyor

Hala dünyada en sık yapılan estetik ameliyatların başını çeken burun estetiği ciddi bir değişim geçirmektedir. Dünyada estetik cerrah sayısının artması ve burun ameliyatlarının ucuzlayarak yaygınlaşması güzel burun anlayışını da değiştirmiştir. Eskiden yalnız ayrıcalıklı kişilerin yaptırabildiği abartılı burun ameliyatları “farkedilme”, “dikkati çekme”, “sınıf göstergesi” gibi mesajlar vermeye yönelik iken günümüzde “farkedilmeden doğal ve güzel görünme” anlayışı ile yaptırılmaktadır. Toplum doğal olmayan komik görüntüler ile “statü kazanılmayacağını” öğrenmeye başladı.

Aşağıda Prof. Dr. Ege Özgentaş ile burun estetiği üzerine yapılan bir söyleşinin videosu bulunmaktadır.

 

Gıdı Bölgesi Estetiği

Gıdı (veya Gıdık) Nedir?

Gıdı estetiğini anlayabilmek için önce bu kavramın ne olduğuna bakalım. Çene altı ile boyun arasında dik açılı bir geçiş olmalıdır. Yani çene altı düz olmalı ve boyun ile köşe yaparak birleşmelidir. Çeşitli nedenler ile çene altı dolgunlaşır ise boyuna birleştiği bölge tam olarak belli olmayan yumuşak eğimli bir geçiş gösterir. Çene altının dolgun ve sarkık olmasına halk arasında gıdı veya gıdık adı verilir. Bu terim normalde olmaması gereken istenmeyen bir durumu ifade etmek için kullanılır. Örneğin: “gıdısı var”.

Nasıl oluşur?

Genel olarak çene altında dolgunluk olmamalı ve burası düz olmalıdır. Bu bölgenin dolgun ve sarkık görünmesinin başlıca nedenleri şunlardır:

Kilo fazlalığı

Çene altında biriken fazla yağlar boyun ve çene ucu arasındaki açıklığı kapatır ve gıdık oluşturur.

Deri sarkıklığı

Aşırı kilo verme sonrası daha önce dolgun olan çene altı bölgesi boşalsa bile deri esnekliğini kaybetmiş ise tekrar eski gerginliğine dönemez ve sarkık olarak kalır. İçi boş bile olsa bu sarkık deri gıdı görüntüsü yaratır.

Çene ucunun geride olması

Çene ucu olması gereken yerden daha geride ise boyun ile çene ucu arasındaki mesafe kısalır ve bu da çene altı-boyun geçişinin dik açılı değil yumuşak eğimli olmasına yol açar. Ortaya çıkan görüntü gıdı olarak değerlendirilir.

Estetikteki önemi nedir?

Genç ve güzel kişilerde gıdı olmamalıdır. Yani çene altı ile boyun birbirine dik açı yaparak birleşmelidir. Bu geçişin yumuşak bir eğimle olması daha çok yaşlılıkta görülür ve estetiği bozar. Güzel bir boyun görüntüsüne sahip olmak için gıdığın giderilmesi yani çene altının dolgun değil düz olması gereklidir. Genç kişilerde bile gıdı var ise bu estetik açıdan dezavantaj yaratır.

Nasıl tedavi edilir?

Teorik olarak hemen herkes gıdı tedavisinin içi boşaltılarak yapılması gerektiğini düşündüğü için bu tedavi “gıdı aldırma” ismi ile anılır. Bunu sağlamak için pek çok egzersiz veya masaj tanımlanmıştır. Ancak bunların hiçbirinin yararı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Gıdık tedavisi için bilinen yöntemleri söyle özetleyebiliriz:

Yağların eritilmesi

Çene altı yağlarını eritmek için çeşitli ürünler internet ve başka medya kanalları ile satılmaktadır. Ancak bunların hiçbirinin etkisi bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Deoksikolik asid (deoxycholic acid) ve benzeri maddeler safra içinde mevcuttur ve görevleri yağları eritmektir. Bu maddelerin enjekte edildikleri bölgelerde yağları erittikleri bilinmektedir. Ancak zararları tam olarak değerlendirilemediği için şu an bunların yaygın olarak kullanılmaları sakıncalıdır. Zaten şu ana kadar yalnız ABD ve Kanada’da gıdı yağları eritilmesinde kullanılmak üzere izin almış iki ticari ilaç vardır ve bunlar şimdilik başka ülkelerde satılmamaktadır. Ayrıca kullanımları yeni olduğu için ne kadar başarılı oldukları konusunda yeterli bilgi yoktur.

Yağların emilerek alınması

Liposuction yani yağların emilerek alınması gıdı tedavisinde en sık uygulanan yöntemdir. Ancak deri sarkıklığında fazla yarar sağlamaz. Ayrıca derin bölgelerdeki yağların bu yöntemle alınması her zaman mümkün olmayabilir.

Yağların açık ameliyat ile alınması

En eski ve en iyi sonuç veren ameliyattır. Ancak liposuction işlemine göre daha büyük bir işlemdir. Çene altından küçük bir bölgeden girilerek deri kaldırılır ve alttaki yağlar gözle görünerek gerektiği kadar traşlanır.

Geride olan çene ucunun uzatılması

Çeşitli nedenler ile gelişen çene ucu geriliği hem estetik olarak görüntüyü bozar hem de gıdı görüntüsü yaratabilir. Bu durumda çene altı yağlarının alınması yeterli olmaz. Çene ucunun da çeşitli yöntemler ile öne doğru uzatılması gerekir. Çene ucu uzayınca boyu ile olan mesafesi artar ve açı aradaki açı daralır.

Çene altı gevşek derinin gerginleştirilmesi

Gıdıyı oluşturan çene altındaki yumuşak ve sarkık deri ise tedavi tamamen farklıdır. Bu durumda derinin gerilmesi lazımdır. Deri çeşitli lazer ve mikrodalga ışınları ile bir miktar sıkılaştırılabilir. Ancak ileri durumlarda uygun bölgelerden fazla derinin çıkartılması gerekir ve bu da ameliyat ile gerçekleştirilir.

Hangi tedavi en iyisi?

Estetik ameliyatlar da tıbbın bir parçasıdır ve tıbbın pek çok bölümünde olduğu gibi sorunlar her zaman çözebilecek hazır bir reçete yoktur. Kişinin ve problemin durumuna bağlı olarak hekim her hasta için ayrı bir karar vermek ve uygulamak zorundadır. Prof. Dr. Ege Özgentaş duruma göre liposuction, açık ameliyat ve askılama yöntemlerini birbiri ile kombine bir şekilde kullanarak gıdı tedavisi yapmaktadır.

Zımpara Yöntemi İle Peeling – Dermabrazyon

Kırışıklık tedavisi

Yüz bölgesi güzellikte çok önemli bir katkı sağlar. Ama yaşlanmanın da en çabuk görüldüğü bölgedir. Yaşlanan yüzde öncelikle lekeler artar, özellikle ince kırışıklıklar artar, yüzün çeşitli bölgelerinde torbalanmalar olur ve yüzün dolgunluğu söner.

Yüzdeki yaşlılık bulgularının her birinin tedavisi farklıdır. Yüzdeki yumuşak doku boşalması yani sönmenin tedavisi yağ dolgusu ile, sarkmaların tedavisi ise germe ile yapılır.

Yüz gençleştirmede kırışıklık tedavisi özellikle önemli bir yer tutmaktadır. Yaşlılıkta görülen ince çizgiler ve kırışıklar ile lekelerin tedavisi farklı yöntemler ile yapılır. Yüz germe ve dolgular bu konuda kalıcı bir çözüm sunmakta zorlanır. Yüzdeki lekelerin ve ince çizgilerin tedavisinde en etkili yol yüz derisini soyma yani peeling işlemidir.

Peeling Nasıl Uygulanır

Peeling çok eski bir tedavi yöntemidir ve genellikle şu şekilde yapılır:

Kimyasal maddeler ile deriyi soyma

Peeling denilen bu işlem çok önceleri fenol (phenol) ve kroton yağı (croton oil) kullanılarak yapılırdı. Daha sonra TCA ve daha farklı asitler kullanılarak uygulandı. Bu maddeler derinin üst tabakalarını yakarak yok eder ve iyileşme sonrası çıkan yeni deri daha güzel görünür.

Laser ışınları ile yakarak soyma

Lazer ışınlarının ısıtarak buharlaştırma etkisi deriyi soyma işleminde de kullanılmaktadır. Bu amaç için üretilmiş pek çok ticari cihaz bulunmaktadır. Farklı dalga boylarında lazer ışınları kullanarak deride bir yanık yarası oluşturulur. Yara iyileşmesi sonucu yeni deri oluşur.

Mekanik aletler ile sürterek soyma (zımparalama)

Aslında en eski yöntemlerden biridir ve bu işlem için çeşitli cihazlar kullanılmıştır. Derinin üst tabakaları nalburlarda satılan zımpara kağıtları ile traşlanabildiği gibi kalın kristalli tuz veya tel bir fırça ile de mekanik olarak soyulabilir. Ama en rahat kullanılan cihazlar tırtıllı yüzeyleri olan ve motor ile hızla döndürülebilen küçük uçlu silindir veya koni şeklindeki uçlardır.

Derinin böyle motorla dönen taş veya tel fırçalar ile soyulmasına tıp dilinde dermabrazyon adı verilir. Deride üst tabakalarda bir yara oluşturduğu için ağrılı bir işlemdir ve anestezi (lokal veya genel) altında yapılması gerekir. Zımparalama işleminde ne kadar derinliğe gidileceği tamamen cerrahın kararına kalmıştır. Ancak yara derinliğinin gözle tesbiti yapan cerrahın deneyimine dayalı bir olaydır. Bunun hem iyi hem de sakıncalı tarafları vardır.

İyi tarafları

Cerrah deriyi soyarken insiyatif tamamen kendi elindedir. Gerekli bölgelerde derin, başka bölgelerde ise yüzeyel soyma yapabilir. İşlem sırasında hangi derinliğe indiğini anında görür ve bu nedenle sonradan beklenmeyen sonuçlar ile karşılaşma olasılığı azdır. Soyma sırasında derinin aşırı ısınıp ısınmadığını kontrol etme şansı vardır. İşlemi yaparken kanama ve görüntüden hangi bölgelerin sağlıklı, hangi bölgelerin sağlıksız olduğunu direk görerek anlayabilir ve derinliğini anında değiştirebilir.

Sakıncalı tarafları

Deneyimsiz ellerde farkına varmadan derin yaralar oluşturulabilir ve istenmeyen sorunlar çıkabilir

Hangi yöntem daha iyi?

Kimyasal soyma (chemical peeling) en kolay uygulanan yöntemdir. Anestezi veya herhangi bir özel ortam (ameliyathane) gerektirmez. Ancak kimyasal maddenin yapacağı yanık miktarını doğru olarak kestirmek her zaman mümkün olmaz ve bazan istenmeyen sorunlar çıkabilir.

Lazer ile soyma (laser peeling) teorik olarak ince şekilde ayarlanabilen bir yöntemdir ancak teknolojiye çok bağımlıdır ve ayarlarda oluşabilecek herhangi bir elektronik bozukluk son derece ciddi sorunlar yaratabilir. Ayrıca lazer ışınlarının başka bölgelere yansıması özellikle gözlerde hasar yapar. Kullanılan cihazlar pahalıdır ve pek çoğunda yenilenmesi gereken tüketim malzemeleri kullanılır.

Mekanik zımpara (dermabrazyon) çok basit aletler ile yapılabilir ve bu nedenle masrafı çok azdır. Ancak ağrılı olduğundan anestezi altında yapılmalı ve deride gözle görünen bir yara oluştuğu için mutlaka ameliyathanede yapılmalıdır. Ayrıca oluşan yaranın iyileşme döneminde bir bakım uygulanması gerekir. Mekanik zımpara sonrası iyileşme işlemin derinliğine göre 4 ile 10 gün arasında görünür. Ancak yeni çıkan deri başlangıçta pembe renktedir ve kolay yaralanabilir. Normal renk ve sağlamlığına kavuşması birkaç ay alır. Bu süre içinde derinin özellikle güneş ışınlarından ve sürtünmelerden korunması gereklidir. Ancak iyileşme döneminde gözlenen bu durumlar diğer peeling yöntemleri için de geçerlidir.

Günümüzde yüz gençleştirme veya tazeleme işlemleri genel olarak ameliyatsız işlemlere kaymıştır. Bunun başlıca nedeni ameliyat ücretlerinin yüksek olması ve insanların iyileşme süresinde işlerine devam edememelerine bağlı maddi kayıplarıdır. Peeling dermabrazyon hariç genellikle ameliyatsız bir işlemdir (bazı lazer cihazları hariç) ve insanları ameliyat kadar korkutmamaktadır. Özellikle lazer teknolojisindeki ilerlemeler derinin yara almadan yenilenmesine olanak sağladığından çok ilgi çekmektedir. Ancak iyileşmede bir kural vardır. Derideki yaralanma ne kadar hafif ise ortaya çıkacak değişiklik de o kadar hafiftir yani etki az veya hiç yoktur. Buna karşılık yaralanma miktarı arttıkça sonuçta görülecek olan değişiklik de o kadar fazla olur. Estetik açıdan ortaya çıkacak değişikliğin olumlu yönde olması gerekmektedir. Aşırı yaralanma iz kalması gibi istenmeyen sonuçlar ortaya çıkartabilir. Yüzdeki soyma işleminin derinliğini ayarlayabilmek bir sanattır. Günümüzde uygulanan mikro deramabrazyon işlemleri hemen hemen hiç görünen bir yaralanma yapmamaktadır. Buna karşılık görünen yararları çok azdır ve fazla sayıda tekrar gerekmektedir. Bu da maliyeti arttırmaktadır.

Sonuç

Kliniğimizde her türlü peeling yöntemi mevcut olmasına karşın Prof. Dr. Ege Özgentaş elle zımparalama (dermabrazyon) yöntemini tercih etmektedir. Yukarıda anlatılan nedenlerle başarılı sonuçlar elde edilmekte ve diğer yöntemlere göre daha fazla hasta memnuniyeti görülmektedir.