Ameliyat sonrası sıkıntıları azaltmanın etkili bir yolu: Müzik

Ameliyat denilince korkmayan insan sayısı azdır. Endoskopi gibi ameliyat sayılmayan tibbi işlemler de hastalarda endişe ve sıkıntı yaratabilir.

Lancet dergisinde Ağustos 2015 te yayınlanan bir makalede İngiliz araştırıcılar ameliyat sonrası dönemde müziğin iyileştirici etkisini araştırmışlar ve çok ilginç sonuçlara varmışlardır.

Müziğin bütün toplumların hayatında önemli bir yeri vardır. Sevinçlerimizin, hüzünlerimizin duygularımızın paylaşılmasında sık olarak kullanılan müzik şölenlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Pek çok toplumsal olayda müzik kitleleri yönlendiren bir görev görmektedir. Yürüyüşlerde marşların hep bir ağızdan söylenmesi yaygındır.

Ameliyathanelerde müzik çalınması eski ve yaygın bir gelenektir ve müziğin cerrahlar ve ameliyat ekibi üzerinde olumlu etki yaptığı bilinmektedir.

Ayni şekilde özellikle ameliyat hastalarının kendilerini daha iyi hissetmeleri için müzik kullanılması Florence Nightingale’e kadar uzanan uzun bir geçmişe sahiptir.  Bu konuda farklı araştırmalar mevcuttur. İngiliz bilim insanları yapılan araştırmaları bir araya getirerek ameliyat hastalarında müzik dinletilmesinin ameliyat öncesi korku (anksiyete), ameliyat sonrası hissedilen ağrı, kullanılan ağrı kesici miktarı ve iyileşme dönemindeki hasta memnuniyeti üzerindeki etkilerini araştırmışlardır.

Müzik hem genel anestezi (narkoz) almayan yani bilinci açık olan hastalara hem de genel anestezi (narkoz) altındaki hastalara dinletilmiştir. Müzik dinletilmesi kulaklıkla yalnız hastanın duyabileceği şekilde yapıldığı gibi hoperlörlerden bütün tıbbi personel ve hastanın duyabileceği şekilde de yapılmıştır.

Bazı hastalarda ameliyat öncesi, bazılarında ameliyat esnasında, bazılarında ise ameliyattan çıkıp yatağına alındığında müzik dinletilmiştir. Bazı hastalarda her üçü de yapılmış, bazılarında ise bu seçenekler değişik kombinasyonlarda sunulmuştur.

Bazı hastalara ne tür müzikten hoşlandığı sorulup ona göre müzik dinletilmiş, bazılarına bir liste verilip seçim yapması istenmiş bazı hastalara ise seçme şansı bırakmadan önceden belirlenen bir müzik dinletilmiştir. Ancak dinletilen müzikler genel olarak rahatlatıcı tarzda olmuştur.

Sonuçta hangi müziği dinlerse dinlesin müzik dinleyen bütün hastaların korkularında (anksiyete) azalma olmuş, ameliyat sonrası ağrıları azalmış ve ameliyat sonrası kullanılan ağrı kesici ilaç dozu azalmıştır.

Müzik dinlemenin ameliyat hastalarına iyi geldiği ağrı ve korkularını azalttığı açıkça anlaşılmıştır ancak bu nasıl olmaktadır? Modern tıp ağrı denilen olayın bir algılama olduğunu ve psikolojik faktörlerden etkilendiğini göstermektedir. Müzik dinleme sinir sisteminde bızı etkiler yapmaktadır. Müzik dinlerken nabız ve solunum hızı azalmakta kan basıncı düşmektedir. Bütün bunlar vücutta bir rahatlama işaretidir ve muhtemelen bu rahatlama ağrının algılanma derecesini de azaltmaktadır. Bu sayede hastalar ağrının daha az farkına varmakta ve daha az ağrı kesici ilaç kullanmaktadırlar.

Açıklanması daha zor olan kısım ise genel anestezi (narkoz) altındaki hastalarda müzik dinletildiğinde görünen olumlu gelişmelerdir. Teorik olarak genel anestezi (narkoz) altında kişinin etrafta olup bitenlerden habersiz olması gerekir. Ancak bazı hastalarda beynin işitme ile ilgili bölümü genel anestezi (narkoz) altında bile çalışmaya devam ediyor olabilir. Böyle bir durumda beynin odadaki gürültüler ve bazan ortaya çıkabilen telaş ile meşgul olması yerine rahatlatıcı bir müzik ile meşgul edilmesinin faydalı etkiler doğuracağını anlamak zor değildir.

Halk arasında “ruhun gıdası” olarak adlandırılan müziğin ameliyat sonrası dönemi daha rahat geçirmek için kullanılması muhtemelen giderek yaygınlaşacaktır. Günümüzde hemen hemen bütün mobil telefonlardan müzik dinlemek mümkündür. Ameliyat olmayı düşünenlerin ameliyata giderken telefon ve kulaklıklarını da yanlarında götürerek ameliyat öncesinden başlayıp sonrasında da devam etmek üzere müzik dinlemeleri yararlı olabilir (tabii doktorları müssade ederse).

Prof. Dr. Ege Özgentaş ameliyatlarını hafif bir müzik eşliğinde yapmaktadır. Bu müzik yayını ameliyat hazırlıkları ile başlamakta ve ameliyat bitip hasta odadan çıkıncaya kadar devam etmektedir.

İlgili yazı:
Ameliyathanede müzik çalınmalı mı?

//

Ameliyathanede müzik çalınmalı mı?

Cerrahların çoğu ameliyat yaparken müzik dinlemeyi ister. Dinlenilen müzik türü ise cerrahtan cerraha değişir. Kimisi sözlü şarkıları tercih ederken kimisi de enstrumental müziği tercih eder. Hafif müzik veya hareketli müzikleri sevenler vardır. Bazı cerrahlar ameliyathaneye mutlaka dinleyecekleri müziklerini de getiriler. Peki bunun bir nedeni var mı?

Bilimsel çalışmalar müzik dinlemenin cerrahın stresini azalttığını ve rahatlattığını göstermiştir.

Amerika’da Teksas Üniversitesi Galveston Tıp Fakültesi’nde bu konuda bir çalışma yapılmıştır. 15 plastik cerraha ameliyat yaparken hangi tür müzik dinlemeyi tercih ettikleri sorulmuştur. Daha sonra bu cerrahlara domuz derisindeki kesileri dikmeleri istenmiştir. Bu dikiş işlemi birkaç kez yaptırılmıştır. Cerrahlara herhangi bir ön bilgi verilmeden kesilerin bazılarında dikiş sırasında sevdikleri müzik dinletilmiş diğer kesiler dikilirken ise hiç müzik çalınmamıştır.

Sonuçta tüm cerrahların tercih ettikleri müziği dinlerken diktikleri kesilerin müziksiz diktiklerine göre daha güzel ve daha çabuk kapatıldığı gözlenmiştir.

Çalışmayı yapanlar cerrahların her koşulda, sevdikleri müzik çalarken daha iyi ameliyat yaptıkları ve ameliyatı daha çabuk bitirdikleri sonucuna varmışlardır. Ameliyatların daha çabuk bitirilmesinin hem ameliyat masraflarının azalması hem de genel anestezi veriliyor ise hastanın daha az riske girmesi açısından büyük önemi vardır. Bu açıdan çalışma önemli bir konuya değinmektedir.

Zaten bazı hastanelerin ameliyathanelerinde merkezi bir hafif müzik yayını vardır. Ancak yukarıdaki çalışma cerrahların tercih ettikleri müzik ile daha iyi çalıştıklarını göstermiştir. Bundan sonra çok sayıda ameliyat odası olan hastanelerde her odadan farklı bir müzik sesi gelmesine alışacağız herhalde.

Ülkemizde göbek havasından hoşlanan cerrahların durumunun ne olacağı merak konusu. Cerrah ameliyatın ortasında çoşup oynamaya başlarsa ameliyat daha mı çabuk biter yoksa uzar mı bilinmez 🙂

Prof. Dr. Ege Özgentaş ameliyatlarında genellikle sözsüz klasik müzik dinlemeyi tercih etmektedir.

İlgili yazı:
Ameliyat sonrası sıkıntıları azaltmanın etkili bir yolu: Müzik

 

//

Web sitelerinde öncesi ve sonrası resimler gösterilmeli mi?

Estetik cerrahi daha çok görüntüye yönelik bir tıp dalıdır. Ameliyat olanların önemli bir kısmı tıbbi bir rahatsızlıkları olmadıkları halde daha güzel veya genç görünmek için bizlere başvurmaktadırlar. Bu nedenle ameliyatlarının ne kadar başarılı olacağı konusunda önceden fikir sahibi olmak isterler.

Hastalar estetik cerrahlarını nasıl seçer? Bu sorunun cevabı 40 yıl öncesi ile günümüzde farklıdır.

İnternet’in kullanılmadığı yıllarda kişiler doktorlarını güvendikleri kuruluşlara başvurarak veya çevrelerine sorarak buluyorlardı. Güvenilir kuruluşlar denilince Üniversite ve Devlet Hastaneleri ile bazı Özel Hastaneler akla geliyordu. Buralarda çalışan hekimlerin seçilmiş ve iyi hekimler olduklarına inanılıyordu. Çevre faktörü de ayni derecede önemli idi. Örneğin burun ameliyatı olmak istiyenler bir arkadaşın tavsiye ettiği doktora daha çok güvenirlerdi. Gazete, dergi, radyo ve televizyonlardaki reklam ve programlar da doktor seçiminde belli ölçüde rol almakta idi.

Günümüzde internet ve medya doktor seçiminde daha önemli bir rol oynamaktadır. Estetik  ile ilgili kuruluşlar ve kişiler başta internet olmak üzere görsel ve yazılı medyayı çok etkili bir şekilde kullanmaktadırlar.

Estetik düşünenleri etkilemenin en iyi yolu çok başarılı sonuçların herkesin görebileceği şekilde yayınlanmasıdır. Halk arasındaki ismi ile öncesi ve sonrası fotoğrafları en etkili reklam aracıdır.

Estetik cerrahi bir tıp dalıdır ve tıp etik ve kanunlarına bağlıdır. Türkiye’deki kanunlara göre doktorların reklam yapması aslında yasaktır. Doktorlar yalnızca çeşitli konularda toplumu bilgilendirebilirler, nerede çalıştıkları, ve çalışma saatleri hakkında ilanlar verebilirler. Kanunlar hastalar ile ilgili resim de dahil olmak üzere kişisel bilgilerin izinsiz olarak paylaşılmasını yasaklamaktadır. Kanunlar dışında tıp etiği de hasta bilgilerinin doktor ve hasta arasında gizli kalmasını gerektirir.

Bazı kuruluşlar kişilerin yüzünü gizliyerek öncesi ve sonrası fotoğraflarını yayınlamaktadırlar. Türkiye’deki yasalara göre yüzü belli olmasa bile tıbbi resimler gösterilerek reklam yapılması yasaktır.

Ülkemizde öncesi ve sonrası fotoğrafların gösterilmesi yasak olmasa idi ve serbestçe yayınlanabilse idi bu doktor seçiminde ne kadar etkili olurdu? Özellikle Amerika’da yapılan araştırmalar doktor arıyan estetik hastalarının internetteki öncesi sonrası resimlerine ne kadar güvendikleri sorulmuş. Sonuçlar aşağıdaki tabloda gösterilmiştir:

  • Çok güveniyorum
  • Biraz güveniyorum
  • Güvenmiyorum
  • Hiç güvenmiyorum
  • %27
  • %66
  • %6
  • %1
Tablodan da görüleceği gibi her ne kadar öncesi sonrası resimleri bir fikir vermekte ise de tam güven vermemektedir.

Bunun çeşitli nedenleri vardır. Genellikle reklam için konulan öncesi-sonrası resimleri en iyi sonuçlar arasından seçilir. Ameliyat düşünen kişinin kendisinde de ayni başarılı sonucun alınacağının garantisi yoktur. Daha önemli güvensizlik nedeni ise resimlerde değişiklik yapılma veya standart olmama ihtimalidir. Bir burun resmi ameliyat öncesinde en kötü görüntüyü verecek açıdan çekilebilir ve ameliyat sonrası bütün hataları örtecek ve en iyi görüntüyü verecek şekilde çekilebilir. Ayrıca günümüzde Photoshop gibi çok etkili resim değiştirme programları vardır. Bu programlar sayesinde fotoğraflar üzerinde değişiklik yapılarak mükemmel görüntülere ulaşmak mümkün olabilir oysa gerçekte böyle bir sonuç alınmamıştır.

Bir hekimin başarısının en güvenilir göstergesi hastalarının memnuniyetidir. Başarılı estetik operasyonlar yapan bir hekimin hastaları çevreden takdir görür ve ameliyat olan kişinin çevresi bu hekimi yaptığı iş sayesinde tanır ve takdir eder. Bu aslında en etkili ve güvenilir tanıtım metodudur.

Estetik ameliyat öncesi kendinize hekim seçerken reklamları dışında çalıştığı yerde ve meslektaşları arasında nasıl tanındığı, meslekteki deneyimi, hastalarının memnuniyet derecesi, bilimsel olarak yurt içi ve yurt dışında bulunduğu seviye, meslek ahlakı gibi kriterlere de dikkat edilmesinde yarar vardır.

Estetik fiyatlarında arz-talep kuralı geçerli mi?

Estetik ameliyat fiyatlarının ne kadar olduğu ve bunun nasıl belirlendiği hep merak konusu olmuştur.

Ekonominin temel kuralları vardır ve bunun en iyi bilineni arz-talep kuralıdır. Sağlık hizmetlerinin fiyatlarının temel ekonomik kurallara uymadığı inancı yaygın ise de estetik cerrahi ameliyatlarında temel ekonomik kuralların bazıları geçerlidir.

Arz talep kuralına göre bir hizmetin istenme sayısı ile (örneğin estetik ameliyat arzusu) bu hizmeti verenlerin sayısı (örneğin estetik cerrah sayısı) arasında bir ilişki vardır. Ameliyat isteyenlerin sayısı ile bu ameliyatı yapan cerrahların sayısı sabit kaldığı sürece fiyatlarda bir oynama olmaması beklenir. Ameliyat olma isteği arttığı ve cerrah sayısı ayni kaldığı sürece fiyatların artması, buna karşılık ayni sayıda ameliyat isteği olduğu halde daha fazla sayıda cerrahın bu ameliyatları yapması halinde ise fiyatların düşmesi beklenir.

Peki estetik cerrahi fiyatları bu kurala göre mi belirleniyor? Amerikalı araştırmacılar bu konuda bir çalışma yapmış ve “Aesthetic Surgery Journal” dergisinde yayınlamışlardır. Amerikanın her tarafını dengeli olarak kapsıyacak şekilde 15 şehir seçmişler ve bu şehirlerdeki plastik cerrah sayılarını tesbit etmişlerdir. Bu plastik cerrahlar ile temasa geçerek beş temel estetik ameliyatı (meme büyütme, meme dikleştirme, karın germe, göz kapağı germe ve yüz germe) kaça yaptıklarını öğrenmişlerdir. Ayni zamanda bu şehirlerin her birinin nüfusu, hayat pahallılığı, gayrimenkul giderleri, kişi başına gelir durumu gibi ekonomik göstergelerini de çıkartmışlardır.

Araştırmacıların yaptığı çalışmada ekonomik göstergeler ile estetik cerrahi ameliyatlarının fiyatları arasında çok güçlü bir ilişki ortaya çıkmıştır. Örnek vermek gerekirse hayatın pahallı olduğu, gayrimenkul giderlerinin ve kiraların yüksek olduğu, nüfusun ve kişi başı gelirin yüksek olduğu New York şehrinde ortalama bir estetik ameliyat 9.244 dolara mal olurken hayatın en ucuz nüfusun en düşük, gayrimenkul ve kiraların en düşük, kişi başı gelirin en düşük olduğu Omaha kentinde ortalama bir estetik ameliyat 5.034 dolara (neredeyse yarı fiyata) malolmaktadır. Buna karşılık nüfus başına düşen plastik cerrah sayısının az olduğu şehirlerde estetik fiyatlarının yüksek olması beklenirken böyle olmadığı görülmüştür.

Arz talep kuralı estetik ameliyatlarda diğer hizmet sektörlerinde olduğu kadar geçerli olmamaktadır. Ama ekonominin diğer genel kuralları estetik ameliyat sektöründe etkin bir şekilde işlemektedir.

Amerikada 2007 ile 2011 yılları arasında yaşanan ekonomik kriz estetik ameliyatları olumsuz olarak etkilemiştir. Ayni durum yurdumuzda körfez savaşında ve diğer ekonomik krizlerde de görülmüştür. Günümüzde estetik işlemlerdeki artış ameliyatlardan ziyade cerrahi olmayan estetik işlemlerdeki artıştan kaynaklanmaktadır. Ameliyatsız estetik işlemleri botox, dolgu, çeşitli laser ve radyofrekans uygulamaları, mezoterapi vs olarak belirlenebilir. Bu işlemlerin önemli bir kısmı plastik cerrah hatta hekim bile olmayan kişilerce yapılmaktadır ve yetkisiz estetisyenlerin yasal olarak kontrol edilmeleri güç olmakdadır. Ancak bu tüm dünyada gözlenen bir durumdur. Amerika’da yapılan bir araştırma Güney Kaliforniya’da liposuction ameliyatı yapan 834 doktordan yalnızca %38 inin plastik cerrahi eğitimi aldığı %6 sının ise hiç cerrahi eğitimi almadığı saptanmıştır.

Türkiye’de estetik cerrahi ameliyatları ekonomi kurallarına uymakta ancak arz talep kuralına tam olarak uymamaktadır. Pek çok küçük anadolu şehrinde yalnız bir veya iki plastik cerrah bulunduğu halde estetik ameliyat fiyatları en fazla plastik cerrahın çalıştığı İstanbul’dan daha ucuzdur. Bizde de halkın ödeme gücü ameliyat fiyatlarını oluşturan en önemli faktördür. Ödeme gücü en yüksek olan kişiler genellikle büyük şehirlerde yaşamaktadırlar ve estetik ameliyat gibi aciliyati olmayan harcamaları bütçeleri kısıtlı olanlara göre daha rahat yapabilmekedirler.

Estetik ameliyatlarda arz-talep kuralına uymayan bir başka yön daha vardır: Deneyim. Estetik ameliyatlar standard değildir ve sonuçlar yapanın deneyimine bağlı olarak önemli farklılıklar gösterebilir. Sonuçları daha başarılı olan cerrahların daha yüksek fiyatlar ile ameliyat yapması doğaldır. Bir araba alırken ayni markanın en ucuzunu almak mantıklı olabilir, ancak bu mantıkla en ucuz ameliyatı yapan cerrahı bulmak estetik cerrahide arzulanmayan sonuçlara yol açabilir.

 

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Türkiye estetik cerrahide nerede?

Türkiye gelişen nüfusu ve doktor sayısı ile dünyada belirgin bir konuma doğru ilerliyor. Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneğinin (ISAPS) 8 Haziran 2015 te yayınlanan 2014 yılı istatistiklerine göre Türkiye tahmini plastik cerrahi uzmanı sayısı dikkate alındığında dünya sıralamasında 9. gelmektedir.

Dünyanın en fazla plastik cerrahi uzmanına sahip olan 30 ülkesi aşağıdaki tabloda görülmektedir:

Sıralama Ülke Plastik Cerrah Dünya Yüzdesi
1 ABD 6300 % 15.60
2 Brezilya 5.473 % 13.60
3 Çin 2800 % 6.90
4 Japonya 2.221 % 5.50
5 Hindistan 2150 % 5.30
6 Güney Kore 2054 % 5.10
7 Rusya 2000 % 5.00
8 Meksika 1550 % 3.80
9 Türkiye 1200 % 3.00
10 Almanya 1101 % 2.70
11 Kolombiya 950 % 2.40
12 Fransa 950 % 2.40
13 İspanya 942 % 2.30
14 İngiltere 865 % 2.10
15 İtalya 800 % 2.00
16 Tayvan 600 % 1.50
17 Kanada 568 % 1.40
18 Venezuella 503 % 1.20
19 Mısır 400 % 1.00
20 Peru 380 % 0.90
21 Arjantin 347 % 0.90
22 Avusturya 317 % 0.80
23 Tayland 316 % 0.80
24 Yunanistan 271 % 0.70
25 Hollanda 270 % 0.70
26 Belçika 265 % 0.70
27 İran 238 % 0.60
28 Sudi Arabistan 226 % 0.60
29 Portekiz 176 % 0.40
30 İsrail 170 % 0.40

Pek çok alanda olduğu gibi burada da Amerika 6300 plastik cerrahi uzmanı ile birinci sıradadır ve dünyadaki toplam plastik cerrah sayısının yaklaşık %16 sı bu ülkededir. Türkiye Plastik cerrah sayısı olarak (1.200) Avrupa’da ilk sırayı almakta bunu sırası ile Almanya (1.101), Fransa (950), İspanya (942), İngiltere (865), İtalya (800), Yunanistan (271), Hollanda (270), Belçika (265) ve Portekiz (176) izlemektedir.

Geçtiğimiz yıl dünyada toplam 9.645.395 adet estetik ameliyat yapılmıştır. En fazla estetik ameliyat yapılan 8 ülke aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.

Ülke Estetik Cerrah Sayısı Estetik Ameliyat Sayısı Cerrah Başına Ameliyat
Tüm Dünya 40.328 9.645.396 239
Amerika 6.300 1.483.020 235
Brezilya 5.473 1.343.293 245
Japonya 2.221 326.398 147
Güney Kore 2.054 440.583 215
Meksika 1.550 381.207 246
Almanya 1.101 287.262 261
Fransa 950 233.615 246
Kolombiya 950 252.244 266

En fazla estetik ameliyat yapılan ülkeler sıralaması ülkelerin plastik cerrah sayısı ile farklılık göstermektedir: ABD (1.483.020), Brezilya (1.343.293), Güney Kore (440.583), Meksika (381.207), Japonya (326.398), Almanya (287.262), Kolombiya (252.244) ve Fransa (233.615) ilk 8 sıradaki ülkelerdir.

Görüldüğü gibi Türkiye ilk 8 ülke sıralamasında yoktur. Bunun nedeni ülkemizdeki istatistik bilgilerinin yeterli tutulmaması veya bildirilmemesi olabilir. Estetik ameliyatlar SGK tarafından ödenmediği için istatistiklerde görülmüyor olabilir. Ayrıca Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği (ISAPS) bu bilgileri üyelerine gönderdiği formlardaki rakamlara göre hesaplamaktadır ve üyelerin gönderdiği rakamların doğruluğu denetlenememektedir.

ISAPS istatistiklerine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:
ISAPS International Survey on Aesthetic/Cosmetic Procedures Performed in 2014

//

Erkeklerde estetik merakı artıyor

Erkekler Estetik Yaptırır mı?

Evli kadınların büyük çoğunluğu kocalarının yaşlanmasını gururla izlerler ve saçlarını boyamasını bile istemezler. Onlar için kocalarının yüzündeki derin çizgiler yaşamlarının bir aynasıdır. Ama kocalarının yaşlanmasını bilgelikle izleyen kadınlar kendi yaşlanmalarına ayni hoşgörü ile bakmayabilirler ve daha genç görünebilmek için çeşitli estetiklere rahatlıkla başvurabilirler. Bu nedenle erkeklerin özellikle evli erkeklerin estetikle pek işleri olmaz diye bilinirdi.

Son zamanlarda erkeklerin dünyasında işler değişmeye başladı. Artık erkekler de ister bekar ister evli olsun yaşlı görünmek istemiyorlar ve estetik ameliyatlar için bize başvuruyorlar.

Dünyadaki istatistiklere göre 2013 yılında erkeklere yapılan estetik işlemler 1997 yılına göre %273 oranında artmış. Günümüzde özellikle Amerika’da erkeklere yapılan kozmetik işlemler yılda bir milyondan fazladır. Peki bunun sebebi ne? Özellikle gelişmiş ülkelerde erkekler işlerinde daha uzun süre çalışmak istemektedirler. Buna karşılık arkadan gelen ve ayni işi yapmaya talip olan genç bir nesil vardır. Her ne kadar deneyim önemli olsa da genç ve dinamik görünümlü kişiler yaşlı ve yıpranmış izlenimi verenlere göre tercih edilmekte ve bu da erkekler için ileri yaşlarda iş bulmayı zorlaştırmakta veya mevcut işlerini uzun süre koruyamamaktadırlar. 66 yaşında yüz germe ameliyatı olan Amerika’lı bir erkek kendisi ile röportaj yapan gazeteciye şunları söylemiş: “Boynumdaki gevşeklik ve katlantılar ve yüzümdeki derin kırışıklıklar beni o kadar rahatsız ediyordu ki işyerimde kendimi zavallı işe yaramaz bir ihtiyar gibi hissediyordum. Oysa fiziksel olarak gençlerin yapabildiği her şeyi yapabilecek kapasitede idim. Yüz ve boyun germe ameliyatından sonra kendime olan güvenim çok arttı. Artık görüntümden memnunum ve işimde çok daha başarılıyım.”

Erkeklerdeki estetik merakının yalnız yaşlılarda arttığını zannetmeyin. Genç erkekler de eskiden utandıkları için saklamaya çalıştıkları bazı vücut bozuklukları için artık daha rahat doktora başvurabilmektedirler. Bunların başında jinekomasti dediğimiz erkek meme büyümesi gelmektedir. Jinekomasti hafif büyümüş bir meme halinde olabildiği gibi kadın memesi boyutuna erişmiş bir meme şeklinde de görülebilir. Bu durumunu etrafa hissetirmemek için denize giremeyen veya başkalarının önünde gömleğini çıkaramayan pek çok erkek vadır. Oysa farkedilmeyecek kadar küçük bir iz ile bu durumun tedavi edilmesi mümkündür.

erkeklerde_estetik_meraki_artiyorNormal göğüs duvarı olan erkeklerde ise atletik görünme çabası günümüzde ağır basmaktadır. Bu iş için omuz ve göğüs adelelerini ameliyat ile şişirtmek isteyenler çıkmaktadır. Ayrıca karın duvarında 6 lı baklava dilimi şeklinde bir görüntü kazanmak için biz plastik cerrahlara başvuran genç erkeklerin sayısı da artmaktadır.

Erkekler arasında yaygın olan estetik ameliyatlar burun estetiği, jinekomasti (büyük erkek memesi), kepçe kulak, kellik tedavisi, yağ fazlalıklarının alınması (liposuction), gözkapağı estetiğidir. Yüz germe, boyun germe ve karın germe gibi ameliyatlar da istenebilmektedir. Botox ve dolgu Amerika ve Avrupa’da erkekler arasında hızla artmakta bizde de daha yavaş olarak artış göstermektedir.

Günümüzün dünyası görselliğe önem vermekte ve erkekler de rakipleri ile başedebilmek için bu konuda gayret göstermektedirler.

//

Tatuaj (dövme) silinebilir mi?

Dövmeler insanlık tarihi kadar eskidir. Her kültürde mevcut olan dövmeler farklı amaçlar ile yapılmıştır. Çeşitli sosyal veya dini topluluklara olan aidiyetleri gösterdikleri gibi, bazan suçluların tanımlanması için de kullanılmışlardır.

1970 lerden itibaren Amerika ve Avrupa’da dövmeye olan ilgi hem erkekler hem de kadınlarda hızlı bir şekilde artış göstermiştir. Her sosyal ve ekonomik seviyeden insanlar ergenlikten başlayarak her yaşta dövme (tatuaj) yaptırmaya başlamışlardır. Bu sırada dövmenin toplum içindeki anlamı da değişime uğramış ve bir cins kendini ifade şekli olarak yaygın şekilde kabul görmeye başlamıştır. 2010 yılında Avurtralya’da yapılan bir araştırma 30 yaş altındaki insanların %25 inde (dörtte birinde) dövme mevcut olduğunu göstermiştir.

Dövmesini sildirmek isteyen insanlar her zaman mevcut olmuştur. Ancak son yıllarda özellikle Amerika’da dövme silinmesi ile ilgili isteklerde giderek artış görülmektedir. Dövmenin silinmesi isteği çeşitli nedenler ile ortaya çıkabilir:

  • Yaptırılan dövme daha sonra pişmanlığa yol açabilir, özgüveni sarsabilir veya giyim tarzını olumsuz etkileyebilir.
  • Zaman ve yaşlanmanın etkisi ile istenmeyen bir görüntü haline gelebilir.
  • Artık kişinin kendi hayat tarzını veya kişiliğini yansıtmıyor olabilir

Dövmelerin çıkartılması (veya silinmesi) ile ilgili teknikler eskidir. Bunları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Dövmenin kesilerek çıkartılması
  • Dövmenin üzerindeki derinin soyulması (zımparalanması)
  • Laser ışınları ile dövmenin silinmesi
Dövmenin kesilerek çıkartılması

Dövme tedavisinde en etkili metotdur. Ancak ciddi bir operasyon gerektirir. Dövmenin bulunduğu bölgedeki deri tamamen çıkartılır. Ortaya çıkan açık alan geniş değil ise yara kenarları uç uca dikilerek kapatılır. Eğer açık alan geniş ise vücudun başka bir bölgesinden deri yaması (grefti) alınarak açık bölge üzerine örtülür ve kapatma böyle sağlanır. Bu işlemin sonunda dövme bölgesinde bir iz kalır, ancak bu iz herhangi bir sosyal mesaj vermediği için dövmenin yarattığı sosyal ve psikolojik sorunları bir miktar ortadan kaldırabilir.

Dövmenin üzerindeki derinin soyulması (zımparalanması)

Dövme boyası genellikle derinin üst ve orta tabakalarında yerleşir. Derinin üst kısımları bir şekilde soyulur ise boya çıkabilir ve dövme kaybolabilir. Ancak dövme boyası derinin derin tabakalarına kadar iyiyor ise bu metod yararlı olmaz. Derinin üst tabalalarının soyulması işlemi zımpara veya dönen tırtıklı taşlar ile mekanik olarak yapılabildiği gibi kimyasal yakıcı maddeler ve deri soyucu laser cihazları ile de yapılabilir. Ağrılı bir işlemdir. Ameliyat sonrası soyulan deride oluşan yaranın iyileşmesi zaman alır. İyileşme sonrası bölgede iz kalabilir. Bazı durumlarda yeterli sonuç almak için işlemin aylar sonra tekrarlanması gerekebilir. Derin yerleşimli dövmelerde tam tedavi edici değildir.

Laser ışınları ile dövmenin silinmesi

Bazı lazer işinları dövmedeki boyayı parçalayabilir. Bu işlem için en çok kullanılan lazer Q-switched laser denilen cihazdır. Civar dokulara ciddi bir zarar vermeden boya parçacıklarını dağıtabilir. Yapılan tedavi etkisini birkaç hafta sonra gösterir. Fazla ağrılı olmadığı için ameliyathaneye ihtiyaç olmadan poliklinik şartlarında uygulanabilir ve kişi tedaviden hemen sonra normal yaşamına döner. Olumsuz tarafları ise birkaç seansta etkili olması ve bazı durumlarda deride iz kalmasıdır.

Son zamanlarda piyasaya sürülen yeni bir lazerin dövmeleri daha iyi yok ettiği ileri sürülmektedir. Bu yeni lazerin özelliği dövme boyaları üzerine çok daha kısa süreli (saniyenin tirilyonda biri) ve çok kuvvetli darbeler indirebilmesidir. Bu sayede boya parçaları ileri derece küçük parçacıklara bölünmekte ve bu parçaları vücudun temizleyici sistemi bölgeden uzaklaştırarak dövmenin silinmesini sağlamaktadır. Ameliyathaneye gereksinim duyulmadan ayaktan uygulanabilen bu tedavi bazı dövmelerde birkaç kez tekrarlandığında başarılı olabilmektedir.

Bu arada şunu hatırlatmakta yarar vardır. Dövmelerin rengine göre değişik dalga boylarında lazerler kullanılması gerekebilmektedir. Bu nedenle tek bir cihazla her dövme çıkartılamayabilir ve renklerin çeşitlişiğine göre farklı lazerler kullanılabilir. Bu da maliyeti arttıran bir unsurdur. Teknoloji her geçen gün ilerlemekte ve daha yetenekli cihazlar piyasaya çıkmaktadır. Bütün bu gelişmelere rağmen dövme silinmesi hala sorunlu bir işlemdir.

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Estetik Ameliyatlar ve Din

Din ve Estetik

Güzellik insanların sosyal hayatında çok önemli bir yere sahiptir.

Dinler de ayni şekilde insanların sosyal hayatında çok önemli bir yer tutmaktadır.

Hernekadar kadın güzelliği toplumlarda takdir edilmiş ise de kadının cinsel yönden çekiciliği söz konusu olduğunda bunun öne çıkartılması pek çok kültürde kolay kabul görmemiş ve bastırılmaya çalışılmıştır.

Kadın güzelliğini kadın cinselliğinden ayırmak çok zordur. Günümüzün modern kadını için güzel ve seksi görünmek ayıp olarak kabul edilmemektedir. Doğası gereği her kadın güzel olmak ister ve kendini güzel bulmuyor ise daha güzel olmak için çaba harcar. Makyaj, düzenli egzersiz, kilo kontrolu ve vücut bakımı bu amaca ulaşmak için izlenen alışılmış yollardır. Ancak güzellik konusunda son noktayı estetik işlemlerin koyduğu da bir gerçektir. Bu gerçeğin ışığı altında estetik işlemlerin bütün dünyada hızlı bir şekilde artması şaşırtıcı değildir.

Peki dinler estetiğe nasıl bakıyor?

vatikan-estetikvatikan-estetik2Vatikan’nın 4-7 Şubat 2015 te düzenlediği üst düzey toplantının konusu “Kadın’ın kültürü: eşitlik ve farklılık” idi. Toplantının ana konularından biri de “Kadın vücudu: kültür ve biyoloji arasında” başlığını taşıyordu. Çeşitli yorumcular bu toplantıda estetik işlemlere de gönderme yapıldığı inancındalar. Bir konuşmacının “Plastik cerrahi etten yapılmış bir tesettürdür” dediği öne sürülmektedir. Vatikan’ın estetik yaptıran vatikan-estetik1kadınları “yüzeyelliğin ağına yakalanmış, uygunsuz düşünceleri olan ve arzularına esir düşmüş kişiler” olarak göstermek istediği söylenmektedir. Buna karşılık toplantının duyurusunu yapmak için hazırlanan halkla ilişkiler videosundaki bayanın yüzünde bir tane bile kırışıklık ve lekenin olmayışı muhtemelen estetikli olduğunu düşündürmüş ve verilmek istenen mesaj ile ters düştüğü söylenmiştir.

İslamiyetin estetiğe nasıl baktığına gelirsek. Bazı tutucu çevrelerin bırakın estetik yaptırmayı kadının ortada görünmesine bile karşı çıktığını biliyoruz. Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda her kesimi mutlu edecek ucu açık bir karar aldığını biliyoruz. Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı 2 Şubat 2003 tarihli duyurusunda “vücudun herhangi bir organında, diğer insanlar tarafından yadırganan, insanın psikolojik olarak etkilenmesine sebep olabilecek, bir anormallik veya fazlalık bulunursa, bunun ameliyatla düzeltilmesi, fıtratı bozmak değil, bir tedavi işlemidir. Tedavi amaçlı olarak yapılan estetik müdahalelere ise dinimizde izin verilmiştir” göndermesi yapıldıktan sonra:

“Estetik ameliyatın;
a) salim fıtratı bozmak kastı olmamak,
b) yapılmasında bir yarar veya yapılmamasında mevcut bir zarar bulunmak,
c) hile, aldatma veya karşı cinse benzeme kastı bulunmamak,
d) hukukî karışıklığa ve yanlış anlamaya yol açmamak,
kaydıyla bir tür tedavî olarak yaptırılmasında sakınca olmadığına karar verildi.”
denilmiştir.

Din ve bilim farklı alanlardır. İnanç dünyası ile deney ve gözlemlere dayalı pozitif bilimler birbirleri ile kıyaslanmamalıdır. Dinler ahlaklı bir toplum oluşturmayı hedefler. Estetik ameliyatlar ise insanları mutlu ve güzel yapmayı amaçlar. Ahlak dışı işler için yapılmadığı sürece estetik ameliyatların vicdani ve dini yönden bir sakıncası olmaması gerekir.

Güzellik yarışmalarına estetikliler katılmalı mı?

25 Ocak 2015 tarihinde sonuçları açıklanan 2014 kainat güzellik yarışması büyük ilgi çekti. 88 ülkenin güzelleri arasından Colombia’lı Paulina Vega birinci seçildi.

Sonuçlar açıklanmadan önce gazetecilerin güzeller ile yaptıkları röportajlarda en çok sorulan sorular estetik ameliyat olup olmadıkları ve estetik ameliyatlıların yarışmalara katılmasının doğru olup olmadığı idi.

Yarışmacıların çoğunluğu estetikli adayların yarışmaya kabul edilmemesi gerektiğini savundu.

2014 Kaina Güzeli Paulina Vega birinci seçilmeden önce verdiği bir söyleşide hiç estetik yaptırmadığını bildirdi. Ancak estetiklilerin yarışmaya katılmaları konusunda fikri sorulduğunda “aşırıya kaçmadıkları sürece estetiklilerin yarışmaya katılmalarında bir sakınca görmüyorum” şeklinde yanıt verdi.

Kainat güzellik yarışmasında katılım koşulları arasında estetik cerrahiyi engelliyen bir kural yoktur. Ayrıca yarışmacılar estetikli olup olmadıklarını açıklamak zorunda değillerdir.

Spor yarışmalarında sporcunun performansını arttıracak ilave işlemler (doping vs.) adil olmayan sonuçlar doğurabilir gerekçesi ile yasaklanmıştır. Güzellik yarışmalarında ise yarışmacılar ince belli, dolgun göğüslü, düğme burunlu görünüp rakiplerine göre avantaj sağlamak için estetik yaptırabilirler. Birçok yorumcuya göre güzellik yarışmacılarının estetik yaptırması kesin olarak doping’dir ve yasaklanmalıdır.

Farklı görüşte olan yorumcular da mevcuttur. Güzellik yarışmalarında güzelliğin nereden geldiği değil mevcut olup olmadığı sorgulandığından estetiklilerin katılmalarında bir sakınca yoktur diyenler de vardır.

Güzellik yarışmalarına katılanların estetikli olanlarının oranı kimine göre en az %15 kimine göre ise %80 olarak tahmin edilmektedir. Ancak gerçek rakam hiçbir zaman tam olarak bilinememiştir.

Estetik ameliyat sonrası yarışmaya katılanların kazanma şansları jüri üyelerinin tutumuna göre de değişmektedir. Kimi jüri üyeleri estetikli olan veya olduğu düşünülen adaylara çok düşük puan verebilmektedir. Hemen hemen hiçbir yarışmacı önceden estetikli olduğunu açıklamadığından güzellerdeki estetiğin doğal olup olmaması büyük önem taşımaktadır. Estetikli izlenimi verecek kadar abartılı veya doğal olmayan vücut hatları yarışmacı için bir dezavantaj olabilir. Böyle adaylar bazı jüri üyelerinden beklemedikleri ölçüde düşük puanlar alabilirler. Jüri üyeleri puanlarını neden düşürdüklerini açıklamak zorunda olmadıklarından bu durumun bilinmesi de zordur.

Bir estetik cerrah olarak bu tartışmada görüşlerim şöyledir: Spor yarışmalarında atletler başlangıçta sınırlı yetenekleri olmalarına karşın kondüsyonlarını arttırmak için egzersiz yaparak daha hızlı ve güçlü konuma gelebilmektedirler. Güzellik yarışmalarında da adaylar doğumsal olarak güzel olmayabilirler. Bunların güzel olabilmeleri için en büyük şansları estetik cerrahiden yardım almalarıdır. Yarışmada güzelliğin nasıl olduğu sorgulanmadığına göre en güzel olan estetikli olsun veya olmasın kazanmalıdır. Böylece herkesin bu yarışmaları katılma olasılığının önü açılmış olur.

Unutmayalım: Güzellik yanlızca genlerimizin tekelinde değildir. Çaba sarfederek güzellik yaratılabilir.

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);

Kök hücreler geleceğe dair mucizeler mi vadediyor?

Gazetelerde çıkan mücizevi iyileşme haberleri kök hücrelerinin sıradan insanlar tarafından bile tanınmasını sağladı. Şeker hastalığı, kalp hastalıkları, felç ve bunamanın kök hücreler ile tedavi edilebileceği konusundaki umutlar canlılığını korurken bu hücrelerden laboratuvarlarda yeni organlar üretmek çabası tüm hızıyla devam etmektedir.

Günümüz dünyasının hızlı büyüyen ekonomik çarklarından biri olan güzellik sektörü bu pastadan payını almak için kolları sıvadı. Kök hücre ile yüz güzelleştirme, kök hücre ile gençleştirme vs gibi isimler altında bu hücreler bir gençlik pınarı gibi gösterilmeye başlandı.

Kök hücre nedir?

Bilimsel olarak “stem cell” olarak isimlendirilen kök hücreler esas olarak yumurta (embryo) da bulunurlar. Ancak gelişme tamamlandıktan sonra da vücutta kök hücrelerin varlığı gösterilmiştir.

Kök hücreleri diğerlerinden ayıran en önemli özellikler şunlardır:

  1. Kök hücreler herhangi bir aidiyet göstermezler. Yani kas hücresi, sinir hücresi, kan hücresi deri hücresi gibi bir farklılaşmaları yoktur.
  2. Kök hücreler uzun süre bulundukları bölgede uykuda kalabilirler ancak emir aldıklarında uyanarak bölünüp çoğalmaya başlarlar.
  3. Kök hücreler emir aldıklarında farklılaşmaya başlayabilirler. Yani kas, sinir, kan, deri hücresi gibi bir aidiyete bürünüp bu hücrelerin görevlerini yapmaya başlarlar.

Yara iyileşmesi kök hücre faaliyetlerine iyi bir örnektir. Bir yaralanma olduğunda uyumakta olan hücreler uyanmakta, hızla çoğalmaya ve farklılaşmaya başlamaktadırlar. Yaralanmanın olduğu bölgede toplanıp bozulan dokuların onarımını sağlamakta ve işleri tamamlandığında çoğalmayı durdurup tekrar uyku haline dönmektedirler. Hayatta kalmamızı sağlayan bu mükemmel mekanizmanın nasıl yürüdüğü henüz çözülememiştir.

Günümüzde kök hücre tedavisi başlangıç aşamasındadır. Damardan verilen veya düzeltilmesi istenen bölgeye enjekte edilen kök hücrelerin burada hayatta kalması, çoğalması ve bozuk olan şeyleri onarması beklenmektedir. Görev tamamlandıktan sonra da kök hücrelerin uykuya geçmesi umulmaktadır. Ancak bu kök hücrelerin kendilerine verilen görevi nasıl anlayacakları henüz bilinmemektedir.

Örnek verecek olursak hastalıklı bir kalp kası içine verilen kök hücrenin bu kastaki hastalığı nasıl anlayıp nasıl tedavi edeceği bilinmemektedir. Kök hücrelerin çok akıllı oldukları ve kalp kasındaki bozukluğu kendiliğinden anlayıp düzelteceği varsayılmaktadır. Ayni kök hücreler beyin dokusuna verildiğinde hasarlı beyini farkedip onaracağı ama sağlam beyinde herhangi bir faaliyet yapmayacağı varsayılmaktadır.

Bütün bu varsayımlarda kontrolun nasıl sağlanacağı bilinmemektedir. Hasta bölgeyi iyileştirme özelliği olduğu düşünülen kök hücrelerin sağlam dokuda kontrolsüz üreme (yani kanser) yapmaması için nasıl bir önlem alınması gerektiği bilinmemektedir.

Kök hücrelerin yağ dokusunda da bulundukları gösterilmiştir. Yağ enjeksiyonu yapılan bölgelerde deride gözlenen yenilenme ve tazelenmenin kök hücrelerden kaynaklandığını düşünenler vardır. Bu konudaki çalışmalar devam etmekle birlikte henüz sonuçlanmamıştır.

Özetliyecek olursak geleceğin mucize tedavisi olarak bilinen kök hücrelerin bugün emekleme aşamasında olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. Ayni kök hücrelerin yüze verilince gençleşme sağlayacağını, saça verildiğinde dökülmeyi önleyip yeni saç çıkmasına yol açacağını ve felçli bölgeye verildiğinde felçi düzelteceğini beklemek günümüzde fazla iyimserliktir.

Prof. Dr. Ege Özgentaş kök hücre tedavilerini estetik amaçlı yağ enjeksiyonları ile sınırlı tutmaktadır.

(function(i,s,o,g,r,a,m){i[‘GoogleAnalyticsObject’]=r;i[r]=i[r]||function(){
(i[r].q=i[r].q||[]).push(arguments)},i[r].l=1*new Date();a=s.createElement(o),
m=s.getElementsByTagName(o)[0];a.async=1;a.src=g;m.parentNode.insertBefore(a,m)
})(window,document,’script’,’//www.google-analytics.com/analytics.js’,’ga’);

ga(‘create’, ‘UA-44005840-4’, ‘auto’);
ga(‘send’, ‘pageview’);